19 Ocak 2009 Pazartesi

EDEBÎ SANATLAR (SÖZ SANATLARI)

A-) Mecaza Dayalı Söz SanatlarıMecaz (Değişmece),Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması, Düz Değişmece)Teşbih (Benzetme),İstiare (Eğretileme / Deyim Aktarmaları), Teşhis (Kişileştirme),İntak (Konuşturma), Kinaye (Değinmece), Tariz (Dokundurma, İğneleme)
B-) Anlama Dayalı Söz SanatlarıHüsn-i Talil (Güzel neden bulma),Tecâhül-i Ârif (Bilip de bilmezlikten gelme ),Tenasüp (Uygunluk), Leff ü Neşr, Mübalağa (Abartma), Tezat (Karşıtlık),Tekrir (Yineleme),Telmih (Hatırlatma),Tevriye, İstifham (Soru sorma), İrsâl-i Mesel, Rücû, Terdîd, İktibas, Îham…1-) MECAZ ( DEĞİŞMECE )Bir sözcüğün gerçek anlamlarından (temel ve yan anlamlarından) sıyrılarak, başka bir sözcüğün yerinde kullanılmasıdır. Sözcükler cümle içerisinde ya da en azından başka sözcüklerle öbekleşerek mecazlı anlam kazanır. Deyimler, mecazlı öbeklerin en tipik örnekleridir. Atasözlerinde de mecaz bolca kullanılır. Sözcüğe mecazlı anlam yüklenmesinde iki ana yöntem vardır:
a) Benzetmelerden yararlanılarak gerçekleştirilen anlam aktarmamaları; bir başka deyişle "benzetme ilgisine dayalı" mecazlar (Benzetme, eğretileme, kişileştirme, kinaye, tariz, abartma)
b) Benzetme dışı ilgilerle gerçekleştirilen mecazlar (Mecaz-ı mürsel, ad aktarması) Her iki durumda da sözcüğün gerçek anlamından (temel ve yan) uzaklaşıp başka bir sözcüğün yerini alması, değişim söz konusudur.
* " Günler akıp gidiyor."Akmak sözcüğü mecazlıdır. Günler, akıcı bir maddeye, mesela bir suya benzetilerek mecaz gerçekleştirilmiştir."akıp" sözcüğü, değişmece yoluyla "geçip" sözcüğünün yerini almıştır.
* "O kadar susamış ki bardağı bir dikişte bitirdi."Sözü edilen kişi bardağı değil, içindeki suyu içmiştir."bardak" sözcüğü "su" sözcüğünün yerini almıştır. Benzerlik söz konusu değildir. İç - dış ilgisiyle mecaz gerçekleştirilmiştir.
*"Bu üç günlük ömrümde bir gün bile gülmedim."dizesinde geçen "gülmedim" sözcüğü "mutlu, güzel yaşayamamak" yerine kullanılmıştır.
*"Benim içimde yanan ateş var."Bu dizede "ateş" sözcüğü de "aşk acısı, sevda çekmek" yerine kullanılmıştır.
*"Yine bize taş atıyor."
cümlesindeki "taş atmak" sözü de mecazlı biçimde kullanılmıştır.
UYARI
Mecazlı kullanımı ayırt etmenin bir yolu da, sözcüğün yeni kazandığı anlamın gerçekte mümkün olup olmadığına bakmaktır. Mesela yukarıdaki kullanımlarda günlerin, gerçek bir su gibi akması mümkün değildir. Su içerken bardağın "bitmesi" şöyle dursun, bir zerresinin eksilmesi bile düşünülemez.
ÖRNEKLER*"Duygularımız içimize sığmadı, ‘alkış’ ve ‘bravo’ larla dışarıya döküldü.”Duygular akıcı bir maddeye benzetilmiş,"sığmamak" ve "dökülmek" sözcükleri mecazlı kullanılmıştır.
* "Bu işçi biraz daha pişmek ister." (soyut; olgunlaşmak anlamında)
*Barış umutları yeşerdi." (soyut; oluşmak anlamında)
* "Serin ama tatlı bir ilkbahar akşamıydı." (soyut; hoş anlamında)
* "Olaylara bir de bu gözle bakmalısın." (anlayış anlamında)
* "Yeni idarecimizin davranışları hamdı." (tecrübesizlik )
* "Ölçülü davranışları vardı." (seviyeli)
DİKKAT!Mecaz anlamlılıklar sözcük, deyim, argo ve atasözü düzeylerinde görülebilir:* "Lodos soğuğu kırdı." (sözcük düzeyinde)* "Onun ne zamandır kırdığı ceviz kırkı aşıyordu zaten." (deyim)* "Seni görünce kirişi kırdı tabii." (argo)* "Ana sorunumuz bu değil." (sözcük)* "Borsada kaybedince kafayı yedi." (argo)* "Bu boş kafalar gelişmemizi engelliyor." (sözcük)* "Her işte kılı kırk yarardı." (deyim)* "Ateş düştüğü yeri yakar." (atasözü)Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz* "Bildiğim kadarıyla o evine bağlı bir insandır."
* "Babam:'Kalk, su getir.'dedi; kardeşim oralı olmadı."
* "Bu acı olay hepimizi derinden etkiledi."
* "Bakanın istifasından sonra yoğun bir koltuk kavgası başladı."
* "Sizin böyle bir işte harcanmanızı istemem."
* "Çocuğu çok sıkıyorlar."
* "Ne diyelim, talih bizimle oynuyor."
* "Hayatımda onun kadar tilki bir adam görmedim."
* "Su testisi suyolunda kırılır."
* "Hiçbir şeyi beğenmez; her şeye burun kıvırırdı."
*"Taşıma su ile değirmen dönmez."
* "Sanıyorum bu işte onun da parmağı var."
* "Oturup dururken ne parlıyorsun, sana bir şey diyen mi var?"
* "Ağzı süt kokan sanatçılar bile bize akıl vermek istediler."
*"Biz ne dersek diyelim karşı duruyor, bildiğinden şaşmıyordu."
* "Bu öğrenci diğerinden bir gömlek daha bilgili."Argo Düzeyinde Mecaz: Toplumda herkesçe kullanılan dilden ayrı olarak belirli kesimlerce kullanılan ancak genel dilin içinde yer alan ve ondan türeyen özel dile argo denir.
GERÇEK ANLAM ARGO ANLAMÇok sövmek kalaylamakkolayca kandırılabilen kerizhapishane dam, delik, kodes, kafesesrar otöldürmek nallamak

ÖRNEK SORU:
Anavarza at oynağı
Kana bulanmış gömleği
Kıyman a zalımlar kıyman
Kör karının bir deyneği
Yaşlı bir kadının öldürülen tek oğlu için duyduğu acıyı dile getiren bu dörtlükte, aşağıdaki açıklananlardan hangisine uygun bir söz sanatı vardır?
A) Bir anlam inceliği yaratmak için bildiği şeyi bilmez görünme.
B) Bir sözcüğü, iki anlamını birden sezdirecek biçimde kullanma.
C) Bir sözcüğü, gerçek anlamı dışında başka bir sözcük yerine kullanma
D) Bir olgunun gerçek etkenini bir yana bıra­karak olguyu başka bir nedene bağlama
E) Birkaç şeyi söyledikten sonra onlarla ilgili başka şeyleri bir sıra gözeterek anlatma
(1988-ÖYS)


2-) MECAZ-I MÜRSEL (AD AKTARMASI / DÜZ DEĞİŞMECE)Benzetme ilgisi söz konusu olmadan, başka bazı ilgilerle, bir sözün başka bir söz yerinde kullanılmasıyla oluşturulan mecazlardır.
* "Anadolu, sevda türküleri dinler."Bu dizede geçen "Anadolu" sözcüğü "Anadolu'da yaşayan insanlar" yerine kullanılmıştır.
Mecaz-ı mürselde iki söz arasında benzerlik ilgisinin dışında ilgiler vardır. Bunlar parça-bütün, neden-sonuç, özel-genel, yer-içindekiler... gibi ilgilerdir.
* "Avutacak bir el bulunur elbet."Bu dizede "el" sözü "insan" yerine kullanılmıştır.
* “Binlerce göz o büyük insanı görmek için bekliyordu.“"Binlerce göz" ile kastedilen "binlerce insan"dır.
* “Sanki bir bekleyenin bir yuvasıydı her yalı
Yolumu gözlüyordu sanki her camda bir baş.

* "Biz Nedim'i de okuruz, Cahit Sıtkı'yı da.""Nedim" ve "Cahit Sıtkı" ile onların eserleri, şiirleri anlatılmak istenmiştir.
* “Sınıf sınavın başlamasını bekliyordu.”
İç -dış ilgisi* "Anne, çamaşır kazanı kaynadı, gel!"* "Üstünü çıkarıp yatağa uzandı."* "Ne zamandır evde tencere kaynamıyor."* "Bu depoyla Düzce'ye kadar gideriz."* "Şofben yanıyordu."
Parça - bütün ilgisi* "O zamanlar bu gazetede usta kalemler vardı."* "Üniversitedeki kürsüsünde yıllarca çalıştı."* "Motor gece karanlığında yükünü Bartın'a boşalttı."* "Bu sahalarda nice altın ayaklar top koşturdu."
Neden - sonuç ilgisi* "Hay mübarek! Bereket yağıyor bereket!"* "Bahar aylarında rahmet düşmezse ürün iyi olmaz."
Sanatçı - eser ilgisi* "Davetlilere piyanosuyla önce Çaykovski, sonra Mozart çaldı."* "Şimdi de biraz Yûnus Emre okuyalım mı?"* "Pikapta Münir Nurettin dönüyordu."

Yer, yön, bölge, çağ - insan ilgisi* "Eve haber verip geleyim."* "Batı ve Doğu, inanç ve felsefe yönünden hem birbirini etkilemiş hem birbirine uzak durmuştur." * "Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır."* "Ankara bu notaya cevap vermekte gecikmedi."* "Adresi bir de şu büfeye sorsak mı?"* "Sizin işinizi şu masa halleder beyefendi."
Soyut - somut ilgisi* "Türklük yüreğini dağlasın gayrı/Cihan da bizimle ağlasın gayrı."Somut bir varlık olan "Türk insanı, Türk milleti " yerinde, soyut olan "Türklük" kullanıldı.
* "Gençlik; kafası ve yüreğiyle toplumun güvencesidir.""Gençler" yerine soyut olan "gençlik";"düşünce" yerine somutolan kafa;"cesaret, duygu" kavramları yerine somut olan "yürek" kullanıldı.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.* "Ön sokakta yer yok, arabayı arkaya bırakınız."* "Çocuk kitapları birinci hamura basılmalı."* "Sen bu otobüsle git, ben Bartın'a bineceğim."
* "Koştu yokuş aşağı, rengi atmış bir şapka." * "Depremden sonra Düzce geceyi sokakta geçirdi."* "Marmara'da her yelken / Uçar gibi neşeli."* "Tiyatroda oynamam konusunda bütün mahalle beni destekledi."* "Turistler bu tur için yeni lokomotifler yerine buharlıyı tercih ediyorlar."* "Koparıp öpmek için, basacağı toprağı
Bütün şehir bekliyor onu dizler üstünde."* "Türkiye, Tanzimat’la yüzünü Batı'ya çevirmişti."
3-) TEŞBİH ( BENZETME )Anlatımı güçlendirmek amacıyla, aralarında ortak nitelik bulunan iki varlık ya da kavramdan, ortak nitelik yönünden güçlü olandan zayıf olana aktarma yapılmasıdır. Benzetmenin dört öğesi vardır : 1. Benzeyen ( B ) : Özellikçe zayıf olan 2. Kendisine Benzetilen ( KB ) : Özellikçe güçlü olan 3. Benzetme Yönü ( BY ) : Aktarılan özellik 4. Benzetme Edatı ( BE ) : gibi, kadar, sanki, güya, misal, andırmak…
Bunlardan ilk ikisi benzetmenin asıl öğeleridir. Benzetme yönü ve benzetme edatı yardımcı öğelerdir. Yardımcı öğeler kullanılmadan da benzetme gerçekleştirilebilir.
ÖRNEK " Cennet gibi güzel vatan " KB BE BY BBir benzetmede bu dört öğe her zaman bir arada bulunmayabilir.
Benzetme, kullanılan öğeler bakımından çeşitlere ayrılır:1.Ayrıntılı (Tam) teşbih: Dört öğesi de bulunan benzetmedir.
ÖRNEK "Ah bu türküler, köy türküleri Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz. "Benzeyen: Köy türküleriKendisine benzetilen: Ana sütüBenzetme yönü: temiz ve candan olmasıBenzetme edatı: gibi
* ”Altın renkli gözleri yanan bir semaverdi.”
B BY BE KB

2.Kısaltılmış teşbih: Benzetme yönü bulunmayan benzetmedir.
ÖRNEK "Kutu gibi bir dairede oturuyor." KB BE B
3.Pekiştirilmiş teşbih: Benzetme edatı bulunmayan benzetmedir.ÖRNEK "Bir siyah kadındır kaldırımlarda gece " BY KB B"Yollar köyleri saran eskimiş çerçeveler " B BY KB
4.Yalın teşbih (teşbih-i beliğ) : Benzeyen ve kendisine benzetilenleyapılan benzetmedir.ÖRNEK " Gül tenli sevdiğim " KB B
" Selviler içinde bir alevdir Emir Sultan " KB B
"Unutmakta haklısın kömür gözlüm
KB B
Haklısın… Bu sözüm sana sitemdir"
*"Kocaman bir gurbettir AnadoluKuş kanadıyla selam gönderilir."

*"Aşk bahçemde açan taze çiçeğim" ( O )Neden gül yüzünün rengi sararmış?

UYARI!Tam teşbihte mecaz yoktur. Çünkü bütün sözcükler gerçek anlamlarını korumaktadır. Benzetme kısaldıkça anlatım güçlenmekte, mecaz havası oluşmaktadır. Mecaz, pekiştirilmiş benzetmede başlar, teşbih-i beliğde iyice güçlenir.

Aşağıdaki örnekleri bu açıdan inceleyiniz."Annem melek gibi temiz ruhlu bir insandı."
(tam teşbih, mecaz yok)
"Annem iyilikte, bir melekti."
(Pekiştirilmiş benzetme, mecaz var; çünkü" anne" aslında melek değildir; "melekti" sözcüğü mecazdır.)
"Melek annem, cennete doğru yola çıktı."
("Melek annem" sözü teşbih-i beliğdir. Mecaz iyice güçlenmiştir. Özellikle "melek" sözünde yoğun bir mecaz anlam vardır.)
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz* "Ovadan bakılınca çelikten dev bir testere ağzını andıran tepeler, yaz kış ışıl ışıldır."
* "Bütün gece vagondan vagona un çuvalları taşımış hamallar gibiyiz."* "Büyük sahra denen bu kum denizinde daha günlerce hamallık edeceğiz."
UYARI!Benzetmelerde "benzemek, andırmak, dönmek" gibi fiiller ve bunlardan türetilmiş fiilimsiler edat yerinde kullanılabilir.
"Saçların tarumar, gözlerinde nem /
Ateşe benzerdin, küle dönmüşsün." KB BE KB BE
*"Tepegöz gök gürültüsünü andıran bir sesle kükredi."
* "Erciş sapağında, Van Gölü mavi bir çarşaf gibi önüme serildi."* "Beş altı araba, gelin alayı gibi sıralandı."* "Fırtınada bir deniz feneri kadar yalnızdım."* "Rujlu dudakları açık bir yarayı andırıyordu."* "Köpek leşi gibi uyuyor şehir."* "Ağzımda bal gibi tatlı bir türkü…"* "İyi sözler söylenmiş bir kadın gibi güzelleşiyor dünya."*. "Sürüklenen bir kış ölüsüdür zaman."* "Biliyorum / Şiir bir pencere kuşudur."* "İnsan bir ormandır derdim sana hep."* "Bir bakışı vardı Esma'nın
Kavak yelleri gibi pırıl pırıl."* "Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım."* "Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik."* "Durmuş bir saat gibiydi durup geçmeyen zaman."* "Şiir bir cennet bahçesi
Girmeyene anlatılmaz."* "Gözlerimiz kurşun, elimiz bıçak
Severek öldürdük güzellikleri."* "Garibanlar yolunuyor kaz gibi
Hangi kuşun neresini yazayım."* "Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi."* "Acep beni anar m'ola
O kaşları keman şimdi."
* "Ve çobanlar gibi dallar yaktık."* "Kul Mustafa karakolda gezerken
Gülle kurşun yağmur gibi yağarken."* "Yıldız gibi doğdukça güzel her akşam."* "Gözleri çıkarılmış bir âmâ gibi evler."* "Ben kendi varlığı içinde taşan
Uçsuz bucaksız bir denizim."* ” Dik, sarp bir doruğa tırmanan bir dağcıyı andırıyor deneme yazarı.” 92/ÖYS

* ” Tepede, ulaştığı noktada, bir dağcı gibi güven duygusu sarıyor içini.” 92/ÖYS
ÖRNEK SORU:
"Sakin ve rüzgârsız havalarda, bacalar üzerin­den bir türlü savrulup dağılmayan dumanlar birbiri üstüne nasıl birikirse, bu sesler de öy­lece göğün boşluğunda toplanıyor, kolay kolay dağıtmıyordu."
Bu cümlede birbirine benzetilen iki şey aşağıdakilerden hangisidir?
A) Hava-rüzgâr B) Rüzgâr-duman
C) Hava-ses D) Duman-gök
E) Duman-ses
(1984-ÖYS)


ÖRNEK SORU:
I) Dik, sarp bir doruğa tırmanan bir dağcıyı an­dırıyor deneme yazarı. (II) Yamaçta ayağını ko­yacağı bir yer arıyor. (III) Elleriyle tutunacak bir yer seçiyor. (IV) İpini takacağı bir kaya parçası gözlüyor; adım adım tırmanıyor, sınaya sınaya yükseliyor. (V) Tepede, ulaştığı noktada, bir dağcı gibi güven duygusu sarıyor içini.
Yukarıdaki cümlelerin hangilerinde benzet­meye yer verilmiştir?
A) I. ve III. B) I. ve IV. C) II. ve III.
D) II. ve IV. E) IV. ve V.
(1992- ÖYS)


4-) İSTİARE (EĞRETİLEME)Temel öğelerden (benzeyen, kendisine benzetilen) sadece biri söylenerek yapılan benzetmeye istiare denir.İstiare, bir sözün benzetme amacıyla, başka bir söz yerine kullanılması olarak da tanımlanabilir.
* "Yuvayı yapan dişi kuştur."Bir atasözü olan bu cümlede,"kadın", "dişi kuş"a benzetilmiş, ancak benzeyen (kadın) kullanılmamıştır. Bu bir istiaredir.
İstiareler ikiye ayrılır:
Açık İstiare: Sadece kendisine benzetilen kullanılır.Kapalı İstiare: Sadece benzeyen kullanılır.* "Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var?"Şakaklardaki beyazlık kar'a benzetilmiş. Ancak benzeyen kullanılmamış. Bu, açık istiare örneğidir.
* “Bir aslan miyav dedi
Minik fare kükredi
Fareden korktu kedi
Kedi pır uçuverdi.”
Fare kükremesiyle aslana, kedi ise uçmasıyla kuşa benzetilmiştir.
Kendisine benzetilen söylenmediği için kapalı istiare yapılmıştır.

* “Alacağınız olsun zorba dağlar
Yolumu kesmekle ne geçti elinize.”
Dağlar zorbalık yapan eşkıyaya benzetilmiş, kendisine benzetilen “eşkıya” söylenmemiştir.

* "Çatma kurban olayın çehreni ey nazlı hilâl!"Şair, bayrağı kaşlarını çatmış bir insana benzetiyor; ancak "insan" (kendisine benzetilen) dizede açıkça geçmiyor. Sadece benzeyen öğesi kullanılmış. Bu, kapalı istiare örneğidir.
NOT: Kapalı istiarelerde yalnız Benzeyenin (özellikte zayıf olanın) kullanıldığını biliyoruz. Bu tür benzetmelerde Kendisine Benzetilenin özelliklerinden (benzerlik yönünden) bazıları da ipucu olarak kullanılır.* "Çocuklar okula doğru adeta uçuyorlardı."Çocuklar "kuş"a benzetilmiş,"kuş" değil uçmak eylemi kullanılmıştır.

* "Gözlerinden uyku akıyordu.""Uyku" akıcı bir maddeye (mesela suya) benzetilmiştir."Akıyordu" eylemi ipucu olarak kullanılmıştır.
* "Sana hasretimi gönderiyorum bu mektupla"Bu dizede "hasret" mektupla gönderilebilecek bir şeye, yazıya benzetilerek kapalı istiare yapılmıştır.

Aşağıdaki dizelerde kapalı istiare örnekleri vardır.* "Sevgiler kanat çırpar gelir yanına"* "Size kucak dolusu selam getirdim."* "Şimdi paramparça bütün ümitler."* "Saçlarında dalga dalga mutluluk"* "Hiç kalmadı umudum
Eridim yudum yudum"* “Hasret çekmek nedir bilir misiniz?
Gurbeti sırtınıza giydiniz mi siz?

NOT: Teşhis (Kişileştirme),insan olmayan varlıklara insan niteliği kazandırma, insana ait özellikleri o varlıklara mal etme, insandan diğer varlıklara aktarmadır. Her teşhiste, bir kapalı istiare vardır; çünkü bu tür benzetmelerde Kendisine Benzetilen bir insandır ve söylenmemiştir.
Her Kapalı İstiarede ise Teşhis yoktur.
"Boynu bükük buğdaylar, yağmur özlemiyle gökleri gözlüyorlardı." Burada TEŞHİS ve KAPALI İSTİARE vardır."Buğdaylar" insana benzetilmiş;"özlem çekmek","gözlemek" gibi özellikleri buğdaya mal edilmiştir.
ÖRNEKLER* "Derinden derine ırmaklar ağlar / Uzaktan uzağa çoban çeşmesi."B: Irmaklar ve çoban çeşmesi KB: İnsan(?) BY: ağlamak(ipucu) TÜR: Kapalı İstiare
* "Gece akıp gitti / Çevirin gündüzün sayfalarını."B: gece KB: akıp giden bir madde, su (?) BY: akmak(ipucu) TÜR: Kapalı İstiare
* "Gülüm beni terk edecek / Hasretiyle öldürecek."B: sevgili (?) KB: gül TÜR: Açık İstiare
* "Nice dolaşık yolları çözdüm bıraktım."B: yollar KB: ip, ip yumağı (?) BY: dolaşık, çözmek (ipucu) TÜR: Kapalı İstiare
* "Gönül her çiçekten bal almak ister / Kırıldı kanadı, uçamaz oldu."
B: gönül KB: arı (?) BY: çiçek, bal almak ve kanadı kırılmak(ipucu) TÜR: Kapalı İstiare

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz * "Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller."B: KB: TÜR:
* "Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor."B: KB: TÜR:
* "Bir med günü gökyüzü kurşunla örtülü."B: KB: TÜR:
* "İki kapılı bir handa / Gidiyorum gündüz gece."B: KB: TÜR:
*."Can kafeste durmaz uçar / Dünya bir han konan göçer."B: KB: TÜR:B: KB: TÜR:B: KB: TÜR:
*. "Yüce dağların başında salkım salkım olan bulut."B: KB: TÜR:
*. “O kızıl zafer kartalının
Çankaya'da kurulmuş yuvası."B: KB: TÜR:
*. "Güneş, denizin mavi sularında saçını yıkıyordu."B: KB: TÜR:
* “Kurban olam kurban olam / Beşikte yatan kuzuya."B: KB: TÜR:
* "Yeşil kurbağalar öter göllerde
Kırıldı kanadım kaldım çöllerde."B: KB: TÜR:
* "Yürüyordum, ağlıyordu ırmaklar."B: KB: TÜR:
* "Havada bir dost eli okşuyor elimizi."B: KB: TÜR:

* "Yüce dağ başında siyah tül vardır."B: KB: TÜR:
* "Sabahtan uğradım ben bir fidana."B: KB: TÜR:
* "Mor menekşe boyun eğmiş / Yapracığı suya deşmiş."B: KB: TÜR:
* "Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor."B: KB: TÜR:
* "Birçok seneler geçti dönen yok seferinden."B: KB: TÜR:
* "Durur tekbir alır dağlar
Döner dağlarda kartallar."B: KB: TÜR:
* "Vatan ufkundaki en güzel çeyiz En şanlı süs, baktım yarıya çekildi."B: KB: TÜR:
* "Uzak dağlarda kaybolmuş bir bulut
Rüzgârın bir unutkanlığıdır."B: KB: TÜR:
* "Yedi tepeli şehirde bıraktım gonca gülümü."B: KB: TÜR:
* "Saçlarıma yıldız düşmüş koparma anne."B: KB: TÜR:
* "Görünmez kanatlarıyla hatıralar
Camlara çarpıp duruyor."B: KB: TÜR:
* "Başımdan bir kova sevda döküldü Islanmadım, üşümedim, yandım oy!"B: KB: TÜR:
* "Gökyüzü sarsılıp köpürüyor, camlara saldırıyor."B: KB: TÜR:
* "Varsın bahçelerde rüzgâr gezinsin."B: KB: TÜR:
* "Ufuklar merhametsiz, rüzgârlar hoyratYok artık can verdi aydınlık mevsimler."B: KB: TÜR:
* "Dağlara yaslanıp yatan güneşi
Yaralı, hastadır, yorgundur sandım."B: KB: TÜR:
* "Bir ateş düştü canıma / Yanarım kimseler bilmez."B: KB: TÜR:
* "Semânın kandilleri yanmıştı."B: KB: TÜR:



5-) TEŞHİS ( KİŞİLEŞTİRME )İnsana ait özelliklerin insan olmayan varlıklara mal edilmesiyle gerçekleştirilen mecazlı bir anlatım özelliğidir. Bazen benzetme çoğu zaman da kapalı istiare biçiminde gerçekleştirilir.* "Sevincinden ağlayan, gülen, haykıran rüzgâr, kalplere sevinç, umut ve inanç getiriyor."
Rüzgâr, insan gibi sevinmekte, sevincinden ağlamakta, gülüp haykırmaktadır. Böylece kişileştirme gerçekleştirilmiştir. Kendisine benzetilen "insan" söylenmediği, gülmek, ağlamak, sevinmek, haykırmak gibi insana ait özellikler 'benzetme yönleri' belirtildiği için kişileştirme, kapalı istiare biçiminde gerçekleştirilmiştir.
* "Rüzgâr, bir insan gibi sevincinden ağlıyor, gülüyor, haykırıyordu."denirse benzeyen de kendisine benzetilen (insan) de belirtildiği için kişileştirme, benzetme şeklinde gerçekleştirilmiş olur.
* "Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar."İkinci dizede, insanın 'ağlama' özelliği 'dere'ye aktarılmış, dere kişileştirilmiştir. Aynı zamanda kapalı istiare yapılmıştır.
* "Ben öpmeden önce yanaklarını
Varsın teller, tüller, duvaklar öpsün."
‘teller, tüller, duvaklar' kişileştirilmiştir.
* "Besbelli her saat artar kederi
Belki de yüreği yara dağların." İnsana ait 'yüreği yaralı' ve 'kederli' olmak dağlara verilmiştir.
* “Bir yağmur başlar ya inceden ince
Bak o zaman topraktaki sevince."'sevinmek' özelliği toprağa verilmiştir.
* "Renkler başkalaştı gün ortasında
Koyu bir karanlık öptü denizi."'öpmek' özelliği karanlığa mal edilmiştir.
* "Bir bulut gezer yayla yayla Anadolu'yu Bir baştanbaşa selâm götürür." 'selâm götürmek' özelliği buluta verilmiştir.
* "Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik İşte yakalandık, kelepçelendik."Şair, kendisine dik dik baktıklarını söyleyerek 'aynaları' kişileştirmiştir.
* "Kuşlar, senin uzak diyarlara gittiğini söylediler bana."'Kuşlar' konuşmaktadır, kişileştirme yapılmıştır.
* "Konunun hassasiyeti nedeniyle kalemimin çok temkinli hareket ettiğini okurların fark etmişlerdir."'kalem' insan gibi temkinli, tedbirli, ölçülü hareket ediyor.
* "Gül hasretinle yollara tutsun kulağını Nergis gibi kıyamete dek çeksin intizar" BAKİBu beyitte "gül" ve "nergis" kişileştirilmiştir.
* "Kuş çağırdı, inandım; Dal çağırdı, bağlandım"Birinci dizede "kuş", ikincide "dal" kişileştirilmiştir.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz* "Toplanırken göklerde bulutlar yığın yığın Hırçın bir fırtınaya dönüşüyordu deniz."* " Dans eden kelebekler, şarkı söyleyen kuşlar, göz kırpan çiçekler vardı o yerde."* "İçmiş gibi geceyi bir yudumda
Göğün mağrur bakışlı bulutları."
* “Dinle yolcu bu su onun sesidir
Sinsi adımlarla akşam yürüyor."* "Rüzgâr uyumuş, ay gülüyor; her taraf ıssız."* "Yeditepe üstünde zaman bir gergef işler."* "Çukurova bayramlığın giyerken."* "Bir balık ağlıyordu
Denizde
Başını yaslamış
Ufacık bir yosun parçasına."
* "Dinmiş denizlerin şarkısı, rüzgâr uymakta Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta."*."Yeşil sedirlerde dinlenir huzur."* "Mavi tulumbayla gülümser evim."* "Çocukluğum oynar serin avluda."* "Bir bahar sabahının karanlığında ıssız Gökte diz çökmüş iki titrek ışıklı yıldız."* "Ay suda bestelerken en güzel şarkıyı Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı."* "Akdeniz'in dalgaları cilveli
Akdeniz'dir denizlerin güzeli."*. "Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi Demirlemişti, eli kolu bağlıydı, ağlıyordu."
* "Bir gönül macerası anlatıyor dalgalar, Mavi sular söylüyor, kalbimin ninnisini."
* "Beni terk edip gitti, o güzelim yıllarım."
* “Yolunu gözlüyor lâmba ve merdiven
Susmuş ninnilerle gıcırdayan beşik.”

* “Gökte ay üşür, yıldız üşür
Düşmanca kol gezer bıçak sırtı bir ayaz.”

ÖRNEK SORU:
Durgun bir akşamın erguvan örtüsünü
Yırtarken çekinerek gecenin kara eli,
Yorgun bir gölge, omzunda bir günün yükü
Sürüklüyor ufuklara ağır adımlarını
Bu dizelerde kişileştirilen varlıklar aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?
A) Yorgun omuz - sürüklenen ufuklar
B) Durgun bir akşam - ağır adımlar
C) Erguvan örtü - bir günün yükü
D) Akşamın örtüsü - omzun yükü
E) Gecenin kara eli-yorgun bir gölge (1987-ÖYS)

ÖRNEK SORU:
İçmiş gibi geceyi bir yudumda
Göğün mağrur bakışlı bulutları
Bu dizedeki sanatlı söyleyişe benzer bir söyleyiş aşağıdaki dizelerin hangisinde vardır?
A) Dinle yolcu bu ses onun sesidir.
Sinsi adımlarla akşam yürüyor.
B) Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun.
C) Nice aşklar, arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
D) Zamanla nasıl değişiyor insan
Hangi resmine baksam ben değilim
E) Benim de mi düşüncelerim olacaktı
Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım
(1993-ÖYS)


ÖRNEK SORU:
"Artık dağlar sırtlarından kürklerini attılar. Fakat henüz sabahları serince olduğundan, omuzla­rına sislerden birer atkı alıyorlar. Şimdi rüzgâr, ağaçlar arasında ılık ılık esiyor. Hele böcekler, görülecek şeyi"
Parçada kişileştirilen varlık, aşağıdakiler­den hangisidir?
A) böcekler B) sisler C) rüzgâr
D) ağaçlar E) dağlar
(1985-ÖYS)


ÖRNEK SORU:
Dağ dağ o güzel ses bütün etrafı gezindi;
Görmüş ve geçirmiş denizin kalbine sindi.
Bu dizelerdeki kişileştirme, aşağıdakilerden hangisinde yoktur?
A) Bir sarmaşık uyanıyordu uykusundan;
Geriniyordu bir eski duvarın sıvasında
B) Bir bulut geldi üstüne bahçenin
Bütün ağaçların keyfi kaçtı
C) Toros dağlarının üstüne
Ay un eledi bütün gece
D) Eskici dükkânındaki asma saat,
Çelik bir şal atmış omuzlarına
E) Ay, zeytin ağaçlarından yere damlıyordu;
Açtım avucumu altına tuttum.

6-) İNTAK ( KONUŞTURMA )İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkları konuşturma sanatıdır. Konuşturma, kişileştirmeden sonra gelir. Varlık önce kişileştirilir, gerekirse konuşturulur.
ÖRNEKLER* "Ben bir ayrıkotuyum
Ne buğday amcam, ne pirinç dayım Mısırla akraba bile değilim.
Bir yeşermeye göreyim:
Kızmasınlar halim duman
Canıma kastederler yapabilseler Ama nafile kurumam." Ayrıkotu konuşturulmuştur.
* "Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap Böyle emreylemiş Çalap (Tanrı)
Derdim vardır inilerim."
* "Adam elini uzattı; tam onu koparacağı sırada, mor menekşe:'Bana dokunma!' diye bağırdı."
* "Küçük bir çeşmeyim yurdumun
Unutulmuş bir dağında
Hiç kesilmeyecek suyum
Yıldızların aydınlığında Boyuna akar dururum."Verilen parçada "çeşme" insan gibi konuşturuluyor.
* "Akıl ersin, ermesin sevdama Senden yanayım, dedi yeşeren dal senden yana."
* “Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:
— Tenimde bir yara işler gibisin.”

* “Çiğdem der ki: “Ben âlâyım
Yiğit başına belâyım
Hepisinden ben alayım
Benden âlâ çiçek var mı?”

UYARI!Konuşturulan varlıklar kişileştirildikleri için kullanılan her intak sanatıyla birlikte teşhis sanatı da yapılır; ancak yapılan her teşhiste intak sanatı yoktur.* "Ey benim sarı tamburam
Sen ne için inilersin? 'İçim oyuk derdim büyük
Ben anınçün inilerim!..' "
* " 'Yıldızlar sönsün' diyerek bağırdı karanlıktan sümbül."
* "Tuna Nehri 'Akmam.' diyor 'Etrafımı yıkmam.' diyor"Bu dizelerde Tuna Nehri konuşmuş "akmak, etrafımı yıkmam" demiştir. Bu durum intak sanatının örneğidir.
7-) KİNAYE ( DEĞİNMECE )Bir sözün, benzetme amacı güdülmeden, hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanılmasına kinaye denir. Kinayede asıl kastedilen, mecaz anlamdır. Kinayeden; karşıdakini incitmeden iğnelemede, hafif ve zarif biçimde alaya almada yararlanılır.Deyim ve atasözlerimizde kinayeye çok rastlanır.
* "Ben toprak oldum yoluna Sen aşırı gözetirsin Şu karşıma göğüs geren Taş bağırlı dağlar mısın?"Dağların bağrı taştır, kayadır. Ancak "Taş bağırlı dağlar mısın?" dizesiyle anlatılmak istenen acımasızlık, insafsızlıktır. Gerçek anlamda düşünülebilecek bir söz mecaz anlamda kullanılmıştır.
* “Çocuğun birine sormuşlar: - Ne olacaksın? - Adam olacağım, demiş.”"Adam" sözcüğünün anlamı "insan"dır; ancak sorudaki çocuk, bu sözcüğü "erkek kişi ya da iyi yetişmiş değerli kimse" anlamında kullanmış olmalı. Gerçek anlamı da düşünülebilecek bir sözcük başka anlama gelecek biçimde kullanıldığına göre, bu kullanım "kinaye" sanatının örneğidir.
* "Arkadaşın dayısı güçlüdür, halleder."
* "Bırak onu, burnu büyük adamdan hayır gelmez."
* "Çocukların velvelesi, herkesi ayağa kaldırdı."
* "Çok zahmet çektik, sonunda ayağımız düze bastı."
* "Ne yapsın, ayağı kaydı bir kere."
* "Böyle yürürseniz mahalleye yatsıya varırsınız."
* "Bu taşı bize dostumuz atıyorsa durup düşünmemiz gerekir."
* "Eh, bu hızla gidersek, okula belki yarın sabah varırız." ÖSS
* "Ey benim sarı tamburam Sen ne için inilersin -İçim oyuk derdim büyük Ben onun'çün inilerim."
* "içinizde en yürekli olan gelsin."
* "Yokuş çıkmayı göze almayanlar hep çukurda kalır."
* "Atılan ok geri gelmez."
* "Rüzgâra karşı tüküren kendi yüzüne karşı tükürür."
* "Karşısında ağzımı açamadım ki."
ÖRNEK SORU:
Yapıtlarında daha çok kırsal kesim insanlarını anlatan birkaç yazar, Yakup Kadri Karaosmanoğluyla görüşmeye gider. Bu ilgiden çok hoş­nut olan Yakup Kadri, bir ara merakla konuk yazarlara, nerelerden geldiklerini sorar. Yazar­lardan biri gülerek: "Yaban'dan geliyoruz üstat, Yaban'dan!" der.
Parçada geçen "Yaban'dan geliyoruz" sö­zünde, aşağıdaki açıklamaların hangisine uygun bir söz sanatı vardır?
A) Bir anlam inceliği yaratmak için bildiğini bilmezlikten gelme.
B) Bir sözcüğü alışılmış anlamının dışında bir anlamda kullanma.
C) Söylenmek isteneni en az sözcükle an­latma
D) Bir gerçeği sezdirmek için bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamıyla kullanma
E) Söz arasında bilinen bir duruma işaret etme.
(1990-ÖYS)


8-) TARİZ ( DOKUNDURMA / SİTEM / İĞNELEME )Sözcük anlamıyla "dokundurma","taşlama","taş atma" demektir. Terim olarak; bir sözün görünürdeki anlamının tam tersi amaçlanarak kullanılmasıyla gerçekleştirilen mecazlı anlatımdır. Kinayedekinden daha keskin alay ve eleştiri içerir. Yazıda tariz, bazen parantez içerisinde ünlem ( ! ) işaretiyle belli edilir.

* "... Pazarlığa girişmeden önce kalitesi hakkında bir fikir edinmek amacıyla tereyağının, kaymağın, peynirin tadılması âdetti; çok kez, alıcı, tattığı malın başından bir tiksinme ifadesiyle ayrılırdı. O zaman arkanızdan açılacak ağızların iltifatlarına kulaklarınızı tıkayacaktınız."Yukarıda, son cümlede "iltifat" sözünün kullanılışıyla tariz yapılmıştır. "iltifat" gönül okşayıcı sözdür; ancak parçada anlatılan olayda bu anlamda kullanıldığı pek söylenemez, "iltifat" sözcüğü, tam tersi bir anlam kastedilerek, yani

küfür yerine kullanılmıştır, iltifat sözcüğünün bu parçadaki biçimde kullanımı "tariz" sanatını oluşturmuştur.

* “Genç şairlerden biri Yahya Kemâl’e bütün şiirlerini okur. Sonunda sorar:
- Hangilerini beğendiniz üstad?
- Henüz okumadıklarınızı!”
Yahya Kemâl’in cevabında tariz vardır.

ÖRNEKLER* "Bazı sevgili dostlarımın ( ! ) benim için karpuz kabuklarının en kayganlarını hazırladıklarını biliyorum."
* "Adamınız, Allah için, gerçekten ustaymış; onun eli değeli bizim makine kararsızlığı bıraktı; artık hiç çalışmıyor."
* "Kefil olduğunuz gece bekçisi hakikaten güvenilir çıktı; üç gün sonra bizim kasayı yüklenip kayboldu."
* "Benim oğlum çok cesurdur canım, horozdan korktuğuna bakmayın."
* "Çayın nefis olmuş, kabak suyu gibi."
* “Beni ne çok sevdiğini (?) biliyordum zaten: iki yıl sonra telefon etmek zahmetine girerek bunu kanıtladın.”

* “Ne kadar eli açık olduğunu gördünüz değil mi? Derneğe tam 5 Yeni Türk Lirası bağışladı.”

* “Bu ne telaş çocuğum, ÖSS’ye daha on beş gün var; kendini harap etme!”




UYARI! Dokundurmaca anlamını çözebilmek için, sözün nasıl bir durum için, hangi ortamda kullanıldığına; varsa, diğer cümlelere dikkat etmek gerekir.
* "Ne kadar kültürlü olduğu ( ! ) yazılarından belli."
* "Ne kadar eli açık olduğunu gördünüz değil mi? Derneğe tam bir milyon lira bağışladı."
* "Bu ne kudret ki Elifbâ'yı okur ezberden."
* "Aferin oğlum Ahmet
Bu yolda devam et
Herifçioğlu Sen Mişel'de koyuvermiş sakalı Neylesin bizim köyü / Nitsin Mahmut Makal'ı."

UYARI! Tariz ile kinaye karıştırılmamalıdır. Tarizde sözün gerçek ya da mecaz anlamda kullanılmasından çok, karşıt anlamı önemlidir. Kinayede ise sözün her iki anlamının bir arada kullanılıp kullanılmadığına bakılır.
ÖRNEK SORU:
"...Pazarlığa girişmeden önce kalitesi hakkında bir fikir edinmek amacıyla tereyağının, kayma­ğın, peynirin tadılması âdetti; çok kez, alıcı, tat­tığı malın başından bir tiksinme ifadesiyle ayrı­lırdı. O zaman arkanızdan açılacak ağızların ilti­fatlarına kulaklarınızı tıkayacaksınız."
Yukarıda, son cümlede "iltifat" sözünün kul­lanılışından doğan anlam özelliğini, aşağı­dakilerden hangisi, en uygun biçimde be­lirtmektedir?
A) Anlatımda, birbirine aykırı düşen kavram­ların birlikte kullanılması.
B) Birine, bir davranışa, incitmeden takılma amacını güden ince alay.
C) Ciddi gibi görünen ama şaka konusu yapı­lan acı bir olay.
D) Anlatılmak isteneni, alaylı bir biçimde, ter­sini söyleyerek anlatma
E) Anlatımda birbirini bütünlemeyen sözleri ardı ardına kullanma
(1985-ÖYS)





9-) HÜSN-İ TALİL ( GÜZEL NEDEN BULMA )Herhangi bir olayı gerçek nedeninin dışında daha güzel ve hayali bir nedene bağlayarak açıklama sanatıdır.* "Sen gittin yaslara büründü cihan Soluyor dallarda gül dertli dertli"Şair, "akşamın gelişini" ve "gülün solmasını", "sevgilinin gidişine bağlamıştır. Böylece gerçek neden yerine hoşa giden, hayali bir neden bulmuştur.
* “Zulmünü görünce gökler de gazaba geldi
Yıldırımlar şimşekler. Bugün bir başka gürler.”
Bu dizelerde yıldırımların, şimşeklerin daha güçlü gürlemesi
Kendisine seslenilen kişinin, zulmünü görerek göklerin öfkelenmesine bağlanmıştır.

* "Güzel şeyler düşünelim diye Yemyeşil oluvermiş ağaçlar"Şaire göre ağaçlar, insanların mutlu olmasını, güzel şeyler düşünmesi için yemyeşil olmuştur. Bu ağaçların yeşil olmasının gerçek nedeni değildir. Şair gerçek nedeninin dışında daha güzel ve etkileyici bir neden bulmuştur.
* "Renk aldı özge ateşimizden şerâb ü gül Peymâne söylesün bunu gülzâr söylesün"ŞERAB : şarap , PEYMANE : kadeh , GÜLZÂR : gül bahçesiBu dizelerde şair, şarabın ve gülün rengini ( kırmızılığını ) kendi içindeki ateşten geldiğini belirtiyor.Böylece şarabın ve gülün kırmızılığını gerçek nedeninin dışında daha güzel ve hayali bir nedenle açıklıyor.
* "Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgârına"Akıncıların yeni ülkeler fethetme isteklerinin nedeni olarak, şair atlarına yeni bir ülkede yem vermek isteyişlerini gösteriyor. Oysa fetihlerin asıl amacı toprak kazanmaktır.
* "Sen yoksun hiçbir şey yok Güneşin rengi Ağustos yıldızlarının sıcaklığı Karanfil kokusu"Şair, karanfil kokusunun ağustos yıldızlarının sıcaklığının, güneşin renginin olmayışını gerçekçi bir neden değil de sevdiğinin yok oluşuna bağlıyor.
* “Aslan kükreyiş değil kafeste
Bir insan yüreği saklı bu seste
Bu benim derdime uyan bir beste
Annem öldü diye ağlıyor deniz.”

* “Güneş senin güzelliğini görünce
Bulutların ardına kaçtı utancından.
Bu dizelerde, “güneşin bulutların arkasında kalmasına” güzel bir sebep düşünülmüştür.


* "Müzeyyen oldu reyâhin bezendi bâğ -ı çemen Meğer ki bağa haber geldi yârdan bu gece"MÜZEYYEN OLMAK : süslenmek , REYÂHİN : fesleğenlerŞair, "Bahçe, süslenmiş fesleğenlerle bezendi, meğer

sevgili bu gece geleceğini bildirmiş." diyor. Bahçenin süslenmesini sevgilinin geleceği haberine bağlıyor. Halbuki bahçenin güzellik kazanması mevsimle ilgilidir.
* "Hâk - i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl Başını taştan taşa urup gezer âvâre su"Irmakların dağ taş aşarak ( başını taştan taşa vurarak ) akıp gidişi, Hz. Peygamberimizin ayak bastığı topraklara ulaşmak nedenine bağlanıyor.
*"Gelir deyü cihanın şehriyarı bezm-i gülzara
Temaşa etmek için yasemenler çıktı duvara"(Gül bahçesindeki meclise cihanın padişahı gelir diye, yasemenler onu görmek, seyretmek için duvara çıktı.)Şair yaseminlerin duvarın üstünde olmasını onların sevgiliyi seyretme arzusuna bağlamaktadır.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz* "Güller ki yüzünün renginden utandıkları için kızardılar"
* "Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak."
* "Ey sevgili sen bu ilden gideli yaprak döktü ağaçlar, soldu gökyüzü."
* "Sen gelince güller açar bahçemde / Bahar güler kahkahayla."
* "O çay ağır akar yorgun mu bilmem Mehtâbı hasta mı, solgun mu bilmem"
* "Bir düğün havası eserdi mahallemizde Kayısı ağaçları gelin olunca"
* "Gök ağladı gün boyun sen gidince"
* "O kadar yürekten çaldı ki
Türküler aşındırdı kavalı"
* "İşim gücüm budur benim
Gökyüzünü boyarım her sabah Hepiniz uykudayken
Uyanır bakarsınız ki mavi"
* "Gün senin için doğuyor, senin için Ben bir yıldızım yıldızlar ortasında"
* "Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına Nice yüz bin atlı kapılmıştı fetih rüzgârına"
* "Derdini kimseye diyememek zor Dağlar ondan böyle kaskatı mosmor"
* "Yemyeşil olmuş telgraf direkleri Haberin geçiyor besbelli."

10-) TECÂHÜL - İ ÂRİF ( BİLMEZLİKTEN GELME )Bir anlam inceliği yaratmak ya da nükte yapmak için, şairin, çok iyi bildiği bir şeyi bilmiyor görünerek söz söylemesine tecâhül -i ârif denir.
* “Adın Huri midir Gülizar mıdır?
Gözlerinde akan yağmurlar mıdır?”
Bu dizelerde şair, sevgilisinin adını hatırlamadığı gibi gözyaşlarını da bilmezden gelmiştir.

* “Çok zamandır selamı gelmedi
Bilmem o zalimin bağrı taş mıdır?”
İkinci dizede şair, sevgilisinin katı yürekli olduğunu bildiği halde “Bilmem o zalimin bağrı taş mıdır?” diye sorarak tecahül-i arif yapıyor.

* "Âşık mıyım, bilmem neyim;
Ağlarken nasıl güleyim?"Bu dizelerin şairi âşık olup olmadığını bilmiyor değildir. "Âşık mıyım, bilmem neyim?" ifadesiyle bir incelik oluşturmuştur.
* "Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer?"Şair, suların yanmayacağını elbette biliyordur; söyleyişe bir incelik, nükte katmak için sorma ihtiyacı duyuyor.
* "Yılın ilk karı yağdı İyice kısaldı günler Ölülerimiz üşür mü ki?"Son dizede şair ölülerin üşümediklerini bildikleri halde, sorudan yaralanarak bu durumu bilmezlikten geliyor.
* "Sözü yazdımdı da kalmış öbür entaride Va'diniz bûse mi vuslat mı unuttum ne idi"VAAD: herhangi bir konuda söz vermek, BUSE: öpücük, VUSLAT: kavuşmaŞair, sevgilisinin kendisine buse mi vuslat sözü mü verdiğini unuttuğunu belirterek bildiği bir gerçeği bilmezlikten geliyor.
* "Ey şûh Nedimâ ile bir seyrin işittik Tenhaca varıp Göksu'ya işret var içinde"ŞÛH: çılgın, TENHACA: gizlice, İŞRET: yeme içmeBu beyitte, sevgili ile Göksu'ya gezmeye giden de Nedim, bunu başkasından işitmiş gibi bibi söyleyen de Nedim'dir.
* "Âb-ı gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem Yâ muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su"( Bilmiyorum, dönen kubbe "gökyüzü" kendiliğinden mi su rengindedir; yoksa göz yaşlarım mı gökyüzünü kaplamıştır. )Fuzuli bu beytinde, gökyüzünün niçin su renginde olduğunu bilmediğini söyleyerek, döktüğü gözyaşlarının gökleri kaplaması nedeniyle böyle olabileceği ihtimalini ileri sürüyor. Doğal olarak şairin gökyüzünün niçin su renginde olduğunu bilmemesi imkânsız; fakat böylece ne kadar çok ağlamış, çok gözyaşı dökmüş olduğunu nükteli bir tarzda belirtmiş oluyor. Bu beyitte tecâhül-i ârif ile mübalağa da vardır.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
* “Rüyalara uzattığım bu eller miydi
Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan.”

* "Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım Kurbanın olam var mı benim bunda günahım"
* "Dün gece yoktu ki / Bu dağ buraya nasıl gelmiş? "
* "Çördükler, cevizler, iğdeler Gidin bakın gölgeleri orda mı? "
* "Şakaklarıma kar mı yağdı ne var Benim Allah'ım bu çizgili yüz? "
* "Sana kimisi canım, kimi cananım deyü söyler
Nesin sen, doğru söyle can mısın, canan mısın kâfir?"
* "Arzu dolu, yaşamak dolu Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan? "
* "Su insanı boğar, ateş yakarmış Her doğan günün bir dert olduğunu İnsan bu yaşa gelince anlarmış."
* “Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir eski İstanbul mudur?”

* “Gözyaşı açığa vurduysa aşkımı
Göz mü suçlu, yoksa kusur bende mi?”


11-) MÜBALAĞA ( ABARTMA )Bir özelliğin ya da durumun olduğundan daha çok gösterilmesidir. Abartmanın oluşması için, söz konusu özelliğin, mantığın sınırlarını zorlayacak biçimde büyütülmesi gerekir. Böylece mecaz da oluşur.
ÖRNEKLER* "Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer"
Bu dizelerde "atalarının gökten inerek, şehit olan askerlerin alnını öpmesi " istenmektedir. Şair bunun gerçekleşmesinin olanaksız olduğunu bildiği halde sözün etkisini artırmak için abartmaya gitmiştir.
* "Bir gün doludizgin boşanan atlarımızla Yerden yedi kat Arş'a kanatlandık o hızla "Akıncıların atları öyle hızlı koşmaktadır ki hızlarını alamaz-lar ve binicileriyle yerden yedi kat Arş'a yükselirler. Bura-da olmayacak bir durumun anlatımı vardır.
* "Geceleri beklerim sabaha dek Her saat, yıl gibi geçiyor melek"ikinci dizede mübalağa vardır. Her saatin bir yıl gibi geçmesi aşırı derecede bir abartmadır

Şimdi de aşağıdaki örneğe bakalım.* "İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su"Bu dizede ise öncekilerin tersine bir mübalağa vardır; bir durum olduğundan çok az gösterilmiştir, insan üç beş damla kandan meydana gelmediği gibi, ırmak da üç beş damla su değildir.


Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
* "Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle"
* "Ölüm indirmede gökler ölü püskürmede yer O ne müthiş tipidir savrulur enkâz-ı beşer"
* "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ"
* "Âlem sele gitti gözüm yaşımdan."
* "Akdeniz'in dalgası gönlüm kadar taşmadı."
* "Her damlada bir umman var
Yüzdüm, yüzdüm tükenmiyor. "
* "Sürsün baş başa bu yolculuk
Sayıları delirtecek mesafelere."
* "Farz et denize çıktım
Su biter, derdim bitmez."
* "Yahu, o haritadaki denizi görse boğulur."
* "Gökte yanan güneşi; koparıp tan yerinden Elimizde meşale gibi taşımaktayız."
* "Aşkınla tutuştum yandım
Gör beni neyledi sevdan."
* "Bir âh çeksem dağı taşı eritir."
* "Derdimi döksem ben Karadeniz'e Kırım sahillerini sel tufan alır."
* "Ölçüyü yitirdik tümden
Yüzükler kemer oldu ha ! "
* "Aşk çekici değdi örse
Durmam gayrı dünya dursa. "
* "Elim değse akan sular tutuşur İçim dışım yanar oldu gel gayrı. "
* "Sizi yıkarım dağlar / Yâre zarar gelirse."
* "Bu dertten demir çürür / Bilmem nasıl dayandım."
* "Deniz mürekkep olsa / Yazılmaz benim derdim."
* "Zâlim yârin elinden / Gözyaşım sele döndü. "
* “Dünyaya geleli her dem ağlarım
Gözyaşımın karışmadığı seller mi kaldı?”

* “Ağzı şeker, dili nemin balıdır
Âh ettikçe yüreğimi eritir.”

ÖRNEK SORU:
Aşağıdaki dizelerin özellikle hangisinde bir abartma vardır?
A) Bir ah çeksem dağı taşı eritir.
Gözüm yaşı değirmeni yürütür.
B) Bu topraklar ecdadımın ocağı
Evim, köyüm hep bu yerin bucağı
C) Ne doğan güne hükmüm geçer
Ne halden anlayan bulunur
D) Derdim çoktur hangisine yanayım
Yine tazelendi yürek yarası
E) Yükseğinde büyük namlı karın var
Alçağında mor sümbüllü bağın var
(1991-ÖYS)



12-) TEZAT ( KARŞITLIK )İki karşıt düşüncenin bir arada söylenmesidir. Ancak "Gece uyurum, gündüz çalışırım." demekle tezat sanatı olmaz. Gece ile gündüz zıt iki kavramdır, düşünce değildir. Oysa tezat, kavramların zıtlığında değil, düşüncenin zıtlığındadır.
* "Bana bırak kederi, mutluluğu al da git."Bu dizede geçen "keder" ve "mutluluk" birbirine karşıt kavramlardır.
* "Ellere uzaktan bak, bana yakın gel." "Uzak" ve "yakın" birbiriyle ilgili karşıt kavramlardır.

* "Meyhâne mukassi görünür taşradan ammâ Bir başka ferah başka letâfet var içinde"Nedim'in bu beytinde meyhanenin hem sıkıntılı hem de ferah ve latif olduğu söyleniyor.Akla ve mantığa uygun bir şekilde, bir varlığın birbirine zıt özellikleri bir arada söylenmiş oluyor.
* “Var olan yoklukların ömrünü sürüyorum
Aşklar bomboş kurunt hürriyetler esaret.”
Burada “var olan yokluk” ve “hürriyetler esarettir” sözlerinde bir tezat vardır.

* “Öyle bir sofra ki dünya kuş sütü bile var
Tıkındıkça acıkır bu sofrada insanlar.”
Kuş sütünün bile bulunduğu – aslında bu da mümkün değil – bir sofradakilerin “tıkındıkça”(oburlukla yiyip durdukça) “acıkma”ları, mantığa ters görünen tezattır.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz.
* "Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz."
* "Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü Kar değil gökyüzünde yağan beyaz ölümdü."
* "Ben de gördüm güneşin doğarken battığını Esrarlı bir bakışın gönlü kapattığını."
* "İbadet eylerim,namaz kılmam Temizlik severim,lekemi silmem Ömrümde zararsız günümü bilmem Her senede yüz milyonluk kârım var."
* "Görmediğim şeyi asla sezemem
Korku bilmem hiç yalnız gezemem İcap etse kendi adımı yazamam
Kâtiplikte gayet iştihârım var."İŞTİHÂR : meşhur olmak,ün salmak
* "Gülen çehremi görüp
Sanmayın beni bahtiyârdır Her kahkahanın içinde
Bir damla gözyaşı vardır."
* "Bir kız vardı yok gibi öyle güzel!"
* "Lâkin ben hiç bu kadar mahzun olmadım Ölümü hatırlatan ne var bu resimde? Hâlbuki hepimiz hayattayız."
* "Nedir benim bu çilem Hesap bilmem Muhasebe memuruyum."
* "Ne efsunkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten."
* "Rüzgâr eser dallarımız atışır Yas ile sevincim yıkışır dağlar."

* "Kara gözlerinin beyaz feneri olayım."
* "Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?"
* "Ben de gördüm güneşin doğarken battığını."
* "Bir cehennemdir içim, bir karlı dünyadır dışım."
* "Bir dünya yarattım yalnız ikimiz için
Seninle ağlayıp, seninle gülmek için"
* ” Neşen ben olayım kederin varsa.”

* “İçimde kor donar, buzlar tutuşur.”
Yağan ateş midir, akar mıdır bilmem.”

* “Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği
Çamlıca’da yerdedir göklerin derinliği.”

13-) TELMİH ( HATIRLATMA )Söz sırasında, herkesçe bilinen bir olayı geçmişteki bir olaya, ünlü bir kişiye, bir inanca… işaret etmeye, onu anımsatmaya telmih denir. Çağrışıma dayanan bu sanatta anımsatılan şey uzun uzadıya açıklanmayıp bir iki sözcükle ifade edilir. Telmihte, anlatılan duygu ile işaret edilen olay arasında gizli bir benzetme söz konusudur.* "Hani Karun malı netmiş, Hani Lokman canı netmiş?"Bu dizelerde geçen "Karun" servetiyle şöhret kazanmış çok zengin biri, Lokman Hekim ise pek çok derdin dermanını bulan ünlü bir hekimdir.
* "İnsanız, en şerefli mahlukuz
Deyip de pek fazla Övünmemiz haksız
Atamız elma çaldı cennetten Biz o hırsızların çocuklarıyız."Şair, "Atamız elma çaldı cennetten" dizesiyle okuyucuya Adem ile Havva'nın cennetten kovulmasına neden olan olayı anımsatmakta ve telmih sanatına başvurmaktadır.
* "Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi."Şair, Çanakkale şehitleri için yazdığı bu dizelerde, düşmanla savaşan Mehmetçikleri Bedir Savaşı'ndaki Hz. Peygamberimizin askerlerine benzetiyor ve bu olayı anlatırken geçmişteki bir olaydan yararlanıyor.* "Ey dost senin yoluna / Canım vereyim Mevlâ Aşkını komayayım / Od'o gireyim Mevlâ"Son dizedeki "ateş" anlamına gelen "od" sözcüğü, Hz. İbrahim'in ateşe atılmasına ve ateşin gül bahçesine dönmesine telmih vardır.
* "Gökyüzünde Îsâ ile / Tûr dağında Mûsâ ile Elindeki âsâ ile / Çağırayım Mevlâ’m seni"Birinci dizede "Hz.Îsâ'nın göğe çıktığı inancı”na, ikinci dizede "Hz. Mûsâ'nın Tûr-ı Sinâ dağında Allah ile konuşması

" olayına ve üçüncü dizede de yine "Hz. Mûsâ'nın yere atınca yılan olan âsâsıyla gösterdiği mucizelere telmih vardır.


* "Mecnun'um alnıma kara yazdıran Vecd ile Ferhat'a dağlar kazdıran Nahid'i kaç yıldır böyle gezdiren O gözler şüphesiz senindir Leyla" (Tahsin Nahid)Dörtlükte, Leyla ile Mecnun adlı halk hikâyesinin kahramanlarının adları geçiyor. Ayrıca Ferhat'ın sevgilisi Şirin'e kavuşmak için dağı kazması olayına işaret ediliyor.
* “Kurtuluş mu muradın,
Ateşe gir gölgelen.”
İkinci dizede nemrut tarafından ateşe atılan Hz. İbrahim Peygamber’in serin ve güzel bir gül bahçesinden çıkar gibi rahat ve ferahlamış bir biçimde ateşten çıkıp gittiğine dair anlatılanlar hatırlatılmaktadır.

Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
* "Şuh Şirin'ler yüzünden dağ delen Ferhat'lar Aslıhan'lardan yanan Âşık Kerem'ler görmüşüz."
* "Sultan Süleyman'a kalmayan dünya Bu dağlar yerinden ayrılır bir gün."
* "Ekmek Leylâ oldu dostlarım
Mecnûn oldum peşi sıra giderim."
* "Vahdetün şarabından / Bir cur'a nûş edeyin Enel-Hak çağıruban / Dâra gireyin Mevlâ"
* "Sabâ Mesîh- dem olub bahârdan bu gece Hıtâ'ya benzedi gülşen nigârdan bu geceSABÂ: Hafif ve tatlı esen rüzgâr, MESÎH: Îsâ peygamberin lakabı HITÂ: Çin’in kuzeyinde ceylanları dolayısıyla mis gibi kokan ülke (Misk, ceylanların göbeğinden çıkarılan güzel bir kokudur.) GÜLŞEN: gül bahçesiNOT: Bu beyitteki diğer söz sanatlarını da inceleyiniz.(Teşbih, tenasüp, kapalı istiare, hüsn-i talil )
* “ Ferhat dağı deldi ise
Ben koyan dağ dağ üzre.”


14-) TEVRİYE ( İKİ ANLAMLILIK )Birden çok gerçek anlamı olan bir sözü herkesçe bilinen ( yakın ) anlamında değil de uzak anlamını kastederek kullanmaya denir.Tevriyeli kullanılan sözlerin iki anlamı da gerçek anlamdır. Tevriyede mecaz yoktur; tevriye bu yönüyle kinayeden ayrılır.* "Sen gül ey gonca-i rânâ sana da gül dediler."Dizenin sonunda geçen "gül" sözcüğü "gülmek" fiilinin emir çekimi biçiminde kullanılmış olsa da, çiçek olan "gül"ü de düşündürmektedir.
* "Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim,
Örtün üstüme örtün, serin karanlıkları."İkinci dizede geçen "serin" sözcüğü ilk anda "sermek" fiilini düşündürse de sözcüğün "az soğuk" anlamı da kastedilmiş olmalıdır.
* "Bu kadar letafet çünkü sende var Beyaz gerdanında bir de ben gerek"İkinci dizede "ben" tevriyeli kullanılmıştır. Yakın anlamı, vücuttaki siyah kabartı; uzak anlamı ise, I. Tekil kişi.
* "Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş"Şair, "Bâkî" sözünü tevriyeli kullanmıştır. Yakın anlamı, şairin adı; uzak anlamı ise,edebî, sonsuz.
* "Gül gülse dâim ağlasa bülbül aceb değül Zira kimine ağla demişler, kimine gül "Yakın anlamı, gülme eylemi; uzak (amaçlanan) anlamı gül çiçeği.
* "Bir delikanlı haramîdir deyü afv ettiler Asmadan kurtuldu ammâ çok sıkılmıştır şarâb " Asma, söylenen anlamıyla asmak eylemi; amaçlanan anlamıyla da üzümdür.
* "Koyup kaldırmada ikide birde Kazan devrildi, söndürdü ocağı"ocak, ateş yakılan yer; Yeniçeri Ocağı
* "Bana Tâhir Efendi kelp demiş İltifatı bu sözde zâhirdir Mâlikî mezhebim benim zirâ İtikatımca kelp tâhirdir.tâhir, söylenen anlamı temiz demektir; amaçlanan anlamı ise Tâhir Efendi'dir.
* "Bâkî çemende hayli perîşan imiş varakBenzer ki bir şikâyeti var rûzgârdan"rüzgâr" sözcüğü hem yel hem de zaman anlamıyla tevriyeli kullanılmıştır.
* “Gül yüzün benli de göğsün niye bensiz.”
“ben” sözcüğü, hem tendeki siyah lekeler, hem de kişi zamiri olarak kullanılmıştır.

UYARI: Tevriye ile kinaye birbirine karıştırılmamalı. Tevriyede her iki anlam da gerçektir.; oysa kinayede biri mecaz anlamıyla kullanılmıştır.


15-) TENASÜP ( UYGUNLUK )Anlamca birbiriyle ilgili sözcüklerin bir arada kullanılması sanatıdır. Karşıt anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılması tenasüp değildir. Divan şairleri, tenasüp sanatında, türlü bilim terimlerini, mitoloji, tarih ve mesnevi kahramanlarını, hayvan, bitki ve çiçek adlarını bol bol kullanmışlardır.
* “Her sabah başka bahar olsa da ben uslandım
Uğramam bahçelerin semtine gülden yandım.”

* "Âlem bahanedir varlığın için Çiçekler, yapraklar, dallar bahane"ikinci dizede geçen "çiçek, yaprak, dal" ağaçla ilgili sözcüklerdir.
* "Şivesi, nâzı, edası, handesi pek bî-bedel"(hande: gülüş, bî-bedel: eşsiz, emsalsiz)"Şive, naz, eda, hande" aynı durumla ilgili kavramlardır.
* "Bu demler mevsim-i zevk u neşat u şâdmanidir Bu asrın her günü güya ki eyyam-ı cüvanidir."(Bu zamanlar zevk, şenlik, neşe mevsimidir; bu asrın (devrin) her günü sanki gençlik günleridir.)"Dem, mevsim, asır, gün" kavramlarının tümü aynı konuyla ilgilidir.
* “Ne nergis, ne leylak, ne lale, ne gül
Hepsiyle dolu bir selesin güzel !”

* “Bir gonca gülsün açılırsın sen yaprak yaprak
Seni yetiştirdim diye mutludur hava, su, toprak.”

* “Çevre yanın lale, sümbül bürünmüş
Gelin olup süslendin mi yaylalar?”

* "Mest olupdur çeşm ü ebrûnun hayâlinde imam Okumaz mihrâbda bir harf-i Kur'an'ı dürüst"
* "Suya versin bağban gülzârı zahmet çekmesin Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su"
* "Koyuldu rengi köpüklerde karın Işıklar kesildi sularda. Akşam mı bu gelen güneş mi batacak? Benim bir güzel var beklediğim Coşan dalgaları kucaklayacak."
* "Lâleyi, sümbülü gülü hâr almış Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış."



16-) LEFF Ü NEŞR ( SIRALI AÇIKLAMA )Genellikle bir beyit içinde, birinci dizede birkaç şeyi anlattıktan sonra, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve karşıtlıkları belirtmeye leff ü neşr denir. Bu sanat düzyazıda da görülebilir. Teşbih ve istiare ile yakından ilgili olan bu sanat, ilk dizede söylenenlerin ikinci dizede düzenli ya da düzensiz açıklanışına göre ikiye ayrılır.
* “Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın
I II
Sesini duyan olur, sana göz koyan olur
I II


* “Gönlümde ateştin gözümde yaştın
I II
Ne diye tutuştun, ne diye taştın
I II

* “Balıklar oynaşırken, cıvıldaşır serçeler
I II
Denizler, şarkı söyler ağaçlar hep dans eder.”
I II
* “Deli eder insanı bu deniz, bu gökyüzü
I II
Göz kırpar yıldızlar, türkü söyler balıklar
II I
* “Sabrı, tufanı, haramı bilelim
I II III
Eyyub’u, Nuh’u, Âdem’i öğrenelim
I II III

ÖRNEKLER* "Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr ü kıymetten
* "Sen bana en sadık arkadaştın Gönlümde ateştin, gözümde yaştın Ne diye tutuştun, ne diye taştın Beni kıskandırıp durmalı mıydın?"
* "İşte gördüğünüz üzere, savaş ve barışa işaret olarak, bir elimizde kan dökücü mızrak, bir elimizde de zeytin dalı var; ikisinden birini seçerek kabul buyurunuz."
* "Deli eder insanı bu deniz, bu gökyüzü Göz kırpar yıldızlar, türkü söyler balıklar."
* "Bakışların kor ateş
Duruşun durgun su Biri yakar, biri boğar."
* "Ârızın yâdıyla nemnâk olsa müjgânım nola Zâyi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su
* "Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz."


17-) TEKRİR ( YİNELEME )Sözün etkisi güçlendirmek için sözcük ya da söz grubunu yineleme sanatıdır.
*"Çal sevdiceğim, çal güzelim, çal meleğim çal."
dizesinde, "çal" sözcükleri ile oldukça etkili bir tekrir oluşturulmuştur.
* "Elim sustu, telim sustu, dil sustu. Bülbül sustu, güller sustu, dal sustu""Sustu" fiillerinin tekrarıyla tekrir sanatı oluşturulmuştur.
ÖRNEKLER* "Ey varlığı varı var eden var ! Yok yok sana yok demek ne düşvar."
* "Kimsesizim kimsem yoktur herkesin var kimsesi Kimsesiz kaldım meded kıl kimsesizler kimsesi."
* "Kapalı Çarşı içinde kapalı rüya çarşıları Kapalı Çarşı içinde öfke ve af çarşıları."
* "Bu yağmur…Bu yağmur…Bu kıldan ince Öpüşten yumuşak yağan bu yağmur Bu yağmur…Bu yağmur…Bir gün dinince Aynalar yüzümüzü tanımaz olur."
* "Hepsi gider, bu kubbede kalacak Âşık sesi, şair sesi, er sesi Bizi bundan sonra sarıp alacak Tanrı sesi, sanat sesi, yâr sesi"
* "Kaldırımlar, ıztırap çekenlerin annesi, Kaldırımlar, içinde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır. "* "Sen var mısın her yer güzel,
Gökler güzel, yerler güzel."
* “Beni bende demen bende değilem
Bir ben vardın bende benden içeri”

18-) İSTİFHAM ( SORU SORMA )Sözü, cevap beklemeksizin anlamı güçlendirmek için soru soruyormuş gibi kullanma sanatıdır.
ÖRNEK* "Hani o, bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın? Alnına koyarken veda busemi
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın? Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırım birkaç kelime Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım, akmayacaktın?"Şair, birinci dörtlüğün ikinci ve dördüncü, ikinci dörtlüğün son dizesinde soru sorma yoluna gitmiştir. Ancak bu sorular cevap gerektirmemektedir.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz
* "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ "
* "Bana kara diyen dilber / Gözlerin kara değil mi ?"
* "Olur mu dünyaya indirsem kepenk Gözyaşı döksem Nuh Tufanı'na denk ?"
* “Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?
Felekler yandı âhımdan muradım şem’i yanmaz mı?

19-) ALİTERASYON ( SES YİNELENMESİ )Bir şiirde ya da düzyazıda ahenk yaratmak amacıyla aynı ses ya da hecenin yinelenmesine aliterasyon denir.
* "Yalnız duyan yaşar sözü derler ki doğrudur Yalnız duyan çeker derim, en doğru söz budur."Bu beyitte "d" ve "r" sesleri tekrarlanmıştır.
* "Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında."
* "cinayeti kör bir kayıkçı gördü ben gördüm kulaklarım gördü vapur kudurdu, kuduz gibi böğürdü hiçbiriniz orda yoktunuz."
* "Salkım salkım tan yelleri estiğinde Sakallı bozaç turgay sayradıkça "
* "Dest bûsı arzûsiyle ölürsem dostlar Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su"
* "Sev seni seveni hâk ile yeksân ise Sevme seni sevmeyeni Mısır'a sultân ise"
* "Eylülde melûl oldu gönül soldu da lâle Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle"
* “Çini bir kâsede bir Çin çayı içmekteydi.”

* “Nice sevdalılar sevgililer
Aşkı yollarda böyle beklediler.”




20-) SECÎ ( İÇ KAFİYE / NESİR KAFİYESİ )Cümlelerin ya da bir cümle içinde birden çok sözcüğün sonlarındaki ses benzerliğine seci denir. Seci, nesirde kullanılan uyak olarak da tanımlanabilir. Özellikle Divan nesrinde secili anlatım bir amaç sayılmıştır.
* “Aşktır gönlü gülsen eden, aşktır içi ve dışı ruşen eden. Her aşk davasın eden âşık olmaz, her muhabbetten dem vuran sâdık olmaz.”
* “İlahi, her neyi gülzar ettinse anı ittim, ilahi elime her ne sundunsa anı tattım. İlahi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter, ilahi vücudum bahçesine ne diktinse o biter...”(Sinan Paşa)
* "Ey gözlerin nuru, gönüllerin sürûru; başımızın tâcı, dil ehlinin mîrâcı "
* "İlâhi, kabul senden, ret senden; şifa senden, dert senden… İlâhi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle." ÖYS
* "Dost yolunda nistlik gerek, yâr önünde pestlik gerek; ten cübbesi çâk gerek, gönül evi pâk gerek. "



21-) İRSÂL-İ MESELDizelerde bir atasözü ya da deyimi kullanma, açıklama sanatıdır.* “Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bî insâfa hizmetten”
(Dünyada zalimin yardımcıları, aşağılık insanlardır. İnsafsız avcıya hizmetten zevk alan, köpektir.) İkinci dize bir atasözüdür.
ÖRNEKLER* “Yüzüğün taşı elmas
Ahım yerlerde kalmaz
Ne saklarsın a güzel
Mızrak çuvala sığmaz.”

* "Balık baştan kokar bunu bilmemek Seyrânî gâfilin ahmaklığından"
* "Çağır Karac'oğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır Gönül sevdiğinden soğur
Görülmeyi görülmeyi."
* "Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın Sırtı pek kimseye ahvâl-i şitâ ( kış ortamı ) yaz görünür."
* "Cihân-ârâ cihân içredir ârayı bilmezler O mâhiler ki deryâ içredir deryayı bilmezler "




22-) AKİS ( ÇAPRAZLAMA )Bir cümle ya da dize içindeki sözleri ters çevirerek söylemeye akis denir.ÖRNEKLER* "Her inişin bir yokuşu, her yokuşun bir inişi vardır."
* "Yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemelidir.
* "Didem rûhunu gözler,gözler rûhunu didem Kıblem olalı kaşın, kaşın olalı kıblem."
* "Gamzen ciğerim deldi / deldi ciğerim gamzen Bilmem nic'olur halım / Halim nic'olur bilmem "
* "Cennet gibidir rûyin / rûyin cennet gibidir Âdem doymaz sana / sana doymaz âdem"RÛ: yüz ÂDEM: insan


23- ) İŞTİKAK ( TÜRETME )Aynı kökten türeyen sözcükleri bir arada kullanmaya iştikak denir.ÖRNEKLER * "Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler."
* "Karşısında nice erbâb-ı denaât titrer Hâkim-i mahkeme-i hükm-i cezâdır kalemim."
* "Hâlâ o cehâlet, o tecâhül ve techil !"


24-) CİNASYazılışları ve söylenişleri aynı, anlamları ayrı olan sözcükleri bir arada kullanma sanatıdır.
* "Bülbül güle âşıkmış, sanki bundan güle ne Hep sevenler ağlarmış, rast gelmedim gülene."Birinci dizedeki "güle ne" ile ikinci dizedeki "gülene" sözleri cinas oluşturmuştur.
* "Ey kimsesizler el veriniz kimsesizlere Onlardır ancak el verecek kimse sizlere "
* "Söylerken o sözleri kızardı Hem hazzeder âh hem kızardı "
* "Kısmetindir gezdiren yer yer seni Arşa çıksa akıbet yer yer seni " ÖYS
* "Bir güzel şûha dedim ki iki gözün sürmelidir Dedi vallahi seni Hind'e kadar sürmelidir "
* "Her nefeste işledim ben bir günâh Bir günâh için demedim bir gün âh "
* "Yanalı Haylice vakit oldu Ben bu yerde yanalı Binme nâmert atına Ya mıhı düşer ya nalı "
* "Eyleme vaktini zâyi / Deme kış yaz oku yaz "
* “Hak muvaffak etmesin
Dünyada asılsızı
Asılsızlar getirir
Gönüle asıl sızı.”


25- ) TEDRİC ( DERECELENDİRME )
Anlatımda kavramların derece gözetilerek sıralanmasıdır.

* “Aziz dost! Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı.”

* “Makber, makber değil türbe, türbe değil mabet, mabet değil küre, küre değil bir fezâ-yı biintiha olmalıydı.”


26- ) TERDİD Şiir ya da düzyazıda sözü beklenmedik, çarpıcı bir sözle bitirme sanatı.

* “Dişin mi ağrıyor?
Çek kurtul
Başın mı ağrıyor
Bir çeyreğe iki aspirin.
Verem misin?
Üzülme onun da çaresi var.
Ölür gidersin.”
“ölür gidersin” sözü beklenmedik sonucu vermektedir.

* “En ağır işçi benim
Gün yirmi dört saat
Seni düşünüyorum.


27- ) LEB-DEĞMEZ (DUDAKDEĞMEZ)
İçinde “b,p,f,m,” dudak ünsüzleri bulunmayan sözcüklere yazılan şiire denir.

* “Âşıklar söylenen sözden alırsa
İnsanlar içinde hastan sayılır
Hakikat dersini özden alırsa
Yaratan Tanrı’ya dosttan sayılır.” SELMANÎ

28- ) RÜCU ( GERİYE DÖNÜŞ )
Bir düşünceden vazgeçip daha alt derecesini söylemektir.

* “ Ferda senin, dedim; beni alkışladın
Bir şey senin değil, sana ferda vediadır.”
“Yarınlar, gelecek senindir.” Dedim, sen beni alkışladın. Hayır, hiçbir şey senin değil; gelecek, sana ancak emanettir.

* “Bir şarkıdır söylediği
Mavi bir sevda şarkısı
Hayır mavi değil
Elâ bir şarkıdır söylediği.”

* “Erbâb-ı teşâür çoğalıp şair azaldı
Yok öyle değil, şairin ancak adı kaldı.”

29- ) AKROSTİŞ
Bir şiirde dizelerin ilk harflerinde yukarıdan aşağıya doğru, anlamlı bir sözcük oluşturmasıdır.

* “Tümümüz bir ulu çınarın dallarıyız
Ürpertir soğuk rüzgârlar yapraklarımızı
Rengi bir döktüğümüz kan ile terin
Kanmayalım altın taslardaki zakkumlara.”


















UYARI!Bu söz sanatlarının dışında ayrıca ÎHAM, İSTİHDAM, İRSAD, SİHR-İ HELÂL, İSTİDRÂK, NİDÂ, TEFRÎK, KAT', İLTİFAT, İKTİBAS, KALB, İÂDE, TARSİ', MUAMMA, LUGAZ, , gibi sanatlar da vardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder